“Sanatın görevi, insanı teselli etmek değil, ona varoluşunun saçmalığını hissettirmektir — ama bu saçmalık içinde özgürlüğünü göstermek de sanatın işidir.”
“İnsan, hayatın anlamını sorgulayan tek canlıdır ve çoğu zaman bu sorgunun cevabı sessizliktir.”
Albert Camus’nün Uyumsuzluk felsefesi, bireyin anlam arayışıyla dünyanın sessizliği arasındaki çatışmayı tarif eder. Ama sanat bazen bu çatışmayı çözmek için değil, onunla birlikte var olmak için yapılır.
Louise Bourgeois – Cell (Eyes and Mirrors), 1989

Kapalı bir alanda yerleştirilen aynalar ve gözler, izleyiciyi hem gözlemleyen hem gözlenen konumuna iter. Benlik, bu hücrede çözülür; kendine bakarken kendini yitiren bireyin sahnesidir bu. Bourgeois, psikanalitik çözülmenin heykelsi karşılığını verir: anlamı dışlamak yerine parçalayan bir kurgu.
David Shrigley – Untitled (Life is Fantastic), 2008

Sade çizgiler, çocuksu bir yazı tipi ve ironik bir başlık. Shrigley, hayatın absürtlüğünü mizahla sunar; cümlelerin neşesi içinde çürüyen bir umutsuzluk vardır. Varoluşun saçmalığına karşı geliştirilmiş bir görsel karşı duruş.
Francis Alÿs – Paradox of Praxis I, 1997

Sanatçı, Meksika sokaklarında dev bir buz bloğunu itiyor—saatlerce. Sonunda buz eriyor ve geriye hiçbir şey kalmıyor. Bu eser, emeğin, tekrarın ve çabanın absürtlüğünü fiziksel bir metaforla gösterir.
Bruce Nauman – Clown Torture, 1987

Palyaço tekrar eder, düşer, bağırır, susar. Nauman, modern bireyin sonsuz döngüsünü grotesk bir karakterle anlatır. Lacancı düzlemde “gerçek”le temas, burada bastırılamayan bir çığlık olarak tezahür eder.
Paul McCarthy – Painter, 1995

Sanatçının grotesk hâliyle boğulduğu, boya ve dışkı arasında gidip gelen bir performans. Sanat üretimi bir “ritüel” değil, bir “çöküş” olarak temsil edilir. McCarthy, modern sanatçının yitirilmiş kimliğini karikatürleştirir.
Sanatın anlamı, bazen anlamdan kaçmasındadır. Uyumsuz yaratım, açıklama sunmaz ama soruyu diri tutar. Bu eserler, cevap aramaz; ama suskunluğun içindeki direnci görünür kılar. Camus’nün dediği gibi: “Gerçek cesaret, hayatın anlamsızlığını kabul edip yine de onu yaşamaya devam etmektir.




