loader image
Ustasızlık Çağı: Tutorial Cehennemi

Ustasızlık Çağı: Tutorial Cehennemi

“Bilginin değeri o an için geçerli olmasındadır; oysa deneyim, tohumlarını geleceğe saçar.”

Walter Benjamin

“Daha uzağı görebildiysem, devlerin omuzlarında durduğum içindir” Newton’ın bu meşhur sözü, bilginin sadece ilham ya da kişisel çabayla değil, bir aktarımla mümkün olduğunu söyler. Ancak günümüz dünyasına baktığımızda, ustalarını kaybetmiş bir nesil görüyoruz. Ekran karşısında yüzlerce saatlik eğitim videosu, bize sadece bir şeyin “nasıl yapılacağını” gösteriyor. Oysa bir usta, çırağına sadece tekniği değil, o eylemin içindeki “hali”, sabrı ve varoluşu aktarır. Bugün, ekran karşısında yapayalnızız. Hatalarımızı bize yansıtacak, sınır çizecek o “düzeltici aynadan” mahrumuz.

Bu eksiklik bizi tuhaf bir döngüye, modern adıyla “tutorial cehennemine” sürüklüyor. Aynı hataları, neden hata yaptığımızı bile anlamadan mekanik bir şekilde tekrar ediyoruz. Like kültürü ve hızlı sertifika programları, kişiye sahte bir yetkinlik hissi satar. Hata yapmanın, uyarılmanın ve “olmamış, baştan yap” sözünün getirdiği o öğretici acıdan mahrum kalırız. Gerçek dünyanın direnciyle karşılaşmayan bu steril öğrenme süreci, öğrenmenin bir yarışa dönüşmesi ve derinliğin kaybolmasıyla sonuçlanıyor.

Rembrandt – The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp (1632)

Bir kadavranın etrafında toplanmış, pür dikkat kesilmiş çıraklar. Rembrandt bu tabloda, öğrenmenin fiziksel ağırlığını ve ustanın yönlendirici varlığını hissettirir. Hata yapmanın bedelinin gerçek olduğu bu odadaki organik gerilim, günümüzün “geri al” (undo) tuşuna sığınan yalnızlığının tam zıttıdır. Ancak bu fiziksel teması kaybettiğimizde, geriye dönüp kendi yansımamıza bakmaktan başka çaremiz kalmaz.

Rembrandt - Anatomi Dersi (1632)

Nam June Paik – TV Buddha (1974)

Sanatçı, antik bir Buda heykelini kapalı devre bir kamerayla kendi görüntüsünün içine hapseder. Heykel, ekranda beliren silüetini sonsuz ve eylemsiz bir trans halinde izler durur. Bu yerleştirme, bizi gerçeklikle yüzleştirecek bir “öteki” (usta) olmadan, sadece kendi yansımamızla baş başa kaldığımız o izole öğrenme illüzyonunun eleştirisidir. Dışarıdan hiçbir yeni veri içeri sızamadığı için gelişim sandığımız şey, kendi yankı odamızda boğulduğumuz bir kısırdöngüye evrilir.

nam-june-paik-tv-buddha-dijital-yalnizlik.jpg

M.C. Escher – Drawing Hands (1948)

Kağıt üzerinde birbirini çizen iki elin paradoksu. Escher’in kusursuz litografisi, dış dünyadan gelen hiçbir müdahalenin bulunmadığı, kendi kendini var etmeye çalışan modern zihni görselleştirir. Hataları dışarıdan bir gözle düzeltecek üst bakış yoktur; sadece sistemin kendi ürettiği veriyi tekrar tekrar tüketen bir mekanizma işler. Ustasızlık, kişiyi tam da bu illüzyonun içinde dönen ve asla gerçek dünyaya temas edemeyen bir döngünün içine kilitler. Ve bu döngü, en nihayetinde algıyı tamamen körleştiren bir aşırı yüklemeyle sonuçlanır.

mc-escher-cizen-eller-tutorial-cehennemi.jpg

Hiroshi Sugimoto – Theaters (1978)

Sugimoto, bir sinema salonuna girer ve filmin başladığı an deklanşöre basarak tüm gösterim boyunca uzun pozlama yapar. Sonuç, perdede akan binlerce farklı karenin üst üste binerek oluşturduğu kör edici, bembeyaz bir hiçliktir. Tıpkı ardı ardına durmaksızın tüketilen eğitim videoları gibi, sınırsız içerik ve aşırı enformasyon yüklemesi nihayetinde zihni yakar. Bilginin bu kadar yığılması, cehaletin en modern formuna, görememenin beyaz boşluğuna dönüşür.

hiroshi-sugimoto-theaters-bilgi-yigini.jpg

René Magritte – The Clairvoyance (1936)

Bir otoportre olan bu eserde ressam masadaki yumurtaya bakar, ancak tuvale uçan bir kuş çizer. Bir zanaatı öğrenmek sadece var olan veriyi mekanik şekilde kopyalamak değildir; “olacak olanı” görebilme ufkunu kazanmaktır. Ekran karşısındaki kişi yumurtanın kusursuz bir taklidini yapmaya çalışırken, bir usta o kabuğun içindeki potansiyeli nasıl açığa çıkaracağını öğretir. Görme biçimimizi asıl dönüştüren şey, verinin kendisi değil, bu farklı bakış açısıyla yaşanan temastır.

rene-magritte-clairvoyance-gorme-bicimi.jpg

Dijital yalnızlığımızda, ilişkinin o fiziksel, acı verici ama dönüştürücü temasından kaçtıkça, bilginin işlevselliğini yitiriyoruz. Bir ustanın çırağına bıraktığı şey, sadece bir meslek değildi; kuşaklar boyu süzülmüş, yazıya geçmemiş, deneyimsel bir hafızaydı. Bugün o hafızanın yerini arama kutuları aldı. Her birey kendi başına, sıfırdan, kaynağı belirsiz bir bilgi yığınının içinde dönüyor. Dış dünyadan bazen sarsıcı olan o geri bildirimi alamadıkça, ouroboros misali, bizi felç eden kısır bir mükemmeliyetçiliğe teslim oluyoruz.

Bilgiye bu kadar kolay ulaştığımız bir çağda, öğrenememenin böylesine norm haline gelmesi bir tesadüf değil. Çünkü ustamızı kaybettik. Yaşadığımız dönem öğrenmeyi bir keşif yolculuğu bir deneyim olmaktan çıkarıp, devasa bir egosal yarışa çevirdi. Gerçek ustalık, ekrandaki kusursuz veriyi itaat halinde kopyalamakla değil, başkasıyla temas halinde ortaya çıkan acımasız, pürüzlü ve düzeltici seslere alan açmakla başlar. Ustalık bugün artık tek bir kişinin elinin altında pişmekte değil; birbirinin bakışına dayanabilen insanların arasında yeniden tanımlanıyor. Kaybettiğimiz ustayı yapay biçimde yeniden yaratamayız, ama kendi kendimizin denetçisi olma yükünden sıyrılıp birbirimize temas edebiliriz.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

artcycle logo and brand text
Gizliliğe Genel Bakış

Artcycle ekosisteminde sanatı ve teknolojiyi en pürüzsüz haliyle deneyimleyebilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Bu küçük veri parçacıkları tarayıcınızda saklanır ve sitemize geri döndüğünüzde sizi tanımamızı sağlar. Amacımız sizi izlemek değil; hangi eserlerin, projelerin veya felsefi içeriklerin ilginizi çektiğini anlayarak bu yaratıcı alanı sizin için daha ilham verici ve erişilebilir hale getirmektir.