İçeriğe geç

Bütün yazılar

Deneme & Eleştiri3 dk okuma

Kararsızlık: Seçimlerin Yükü

“İnsan özgür olmaya mahkûmdur.” Sartre’dan Chirico’ya, kararsızlığın bir zayıflık değil, modern insanın varoluşsal yükü olduğunu sanatla inceliyoruz.

Yazan: artcycle

Lucian Freud, Self-Portrait.
Lucian Freud, Self-Portrait.

“İnsan özgür olmaya mahkûmdur.” Jean-Paul Sartre, Varlık ve Hiçlik


Seçim yapmak, özgürlüğün bedelidir. Modern insan, sınırsız seçenekler karşısında kendini özgür değil, tutsak hisseder. Kararsızlık, çoğu zaman bir eksiklik değil; fazlalığın yarattığı bir bulanıklıktır. Psikanalitik açıdan bu, benliğin arzular ve korkular arasında gidip gelmesinin sahnesidir.

Freud’un tanımladığı id ile süperego çatışmasında, benlik iki otorite arasında yorucu bir arabulucuya dönüşür. Haz alma arzusu ile normlara uyma zorunluluğu birbirini boğarken, seçim anı bir tür donma tepkisine evrilir. Bu donma, çoğu zaman pasiflik değil; zihinsel olarak sonsuz senaryonun tartıldığı sessiz bir kaostur.


Giorgio de Chirico, The Uncertainty of the Poet, 1913.

Klasik heykel formu ile gündelik objeler, rüyamsı bir mekânda bir araya gelir. Bu sahne, anlamın sabit olmadığı bir dünyada belirsizlik duygusunu yoğunlaştırır. De Chirico’nun perspektif oyunları, izleyiciyi kendi karar anlarının boşluğuna bırakır.

René Magritte, The False Mirror, 1929.

Gökyüzüyle dolu bir göz, bakışın hem sınırlarını hem sonsuzluğunu hatırlatır. Bu imge, seçimin bazen gördüğümüz şeyden çok, görmek istediğimiz şeyle ilgili olduğunu ima eder. Magritte’in şiirsel gerçekçiliği, kararsızlığı bir görme biçimi olarak sunar.

Edward Hopper, Office in a Small City, 1953.

Tek başına bir ofiste oturan figür, camın ardındaki genişliğe bakar. Bu, fiziksel hareketsizlik içinde zihinsel gezintinin ve seçenekler arasında kaybolmanın görsel bir metaforudur. Hopper, boşlukla doldurulmuş anlarda kararsızlığın ağırlığını hissettirir.

Ewa Juszkiewicz, Untitled, 2013.

Klasik portrelerin yüzlerini çiçek ve kumaş desenleriyle örten sanatçı, kimlik seçimlerini görünmezleştirir. Figür, izleyiciyi “görmeyi” mi yoksa “görmezden gelmeyi” mi seçeceğine zorlar.

Paula Rego, The Dance, 1988.

Bir grup figür, aynı sahnede farklı yönlere hareket eder. Bedenler arasındaki kopuk ritim, toplumsal ve bireysel kararsızlıkların aynı anda var olabileceğini gösterir. Rego, karar anlarının bazen bir uyum değil, bir dağınıklık yarattığını hatırlatır.


Kararsızlık, yalnızca bir zayıflık değil, potansiyelin de alanıdır. Her seçim, diğer olasılıkların kaybını içerirken, bir yenisini mümkün kılar. Modern insanın yorgunluğu, çoğu zaman seçeneklerin çokluğundan değil, hiçbirini tam olarak kucaklayamamaktan gelir. Varoluşçu düşünce, seçim anını özgürlüğün bedeli olarak görür. Sartre’ın dediği gibi, “karar vermemek de bir karardır.” Kararsızlık, eğer farkındalıkla taşınırsa, yaratıcı bir bekleyişe dönüşebilir.


Okuma Notu

“Varlık ve Hiçlik” – Jean-Paul Sartre

Özgürlük, seçim ve sorumluluk üzerine varoluşçu felsefenin temel metinlerinden.

“Seçme Hakkı” – Renata Salecl

Modern toplumda karar verme baskısının psikolojik ve kültürel boyutlarını inceler.

Bülten · Ücretsiz, hesap gerekmez

Yeni yazılar e-postanızda

Jurnal’e yeni yazı eklendiğinde haber veririz. Öteki konuları da seçebilirsiniz.

Konular
Konular

Kişisel verilerinizin nasıl işlendiği aydınlatma metninde.

İlgili yazılar

  • René Magritte, La reproduction interdite, 1937.

    Deneme & Eleştiri ·

    Uyumsuz Yaratım: Anlam Aramadan Sanat Yapma

    Sanat teselli etmez, yüzleştirir. Albert Camus’nün uyumsuzluk felsefesi ışığında; Louise Bourgeois, Francis Alÿs ve Bruce Nauman eserlerinde varoluşun saçmalığına bakıyoruz.

  • Rembrandt, The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp (Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi), 1632.

    Deneme & Eleştiri ·

    Ustasızlık Çağı: Tutorial Cehennemi

    “Daha uzağı görebildiysem, devlerin omuzlarında durduğum içindir” Newton’ın bu meşhur sözü, bilginin sadece ilham ya da kişisel çabayla değil, bir aktarımla…

  • Francisco Goya, El tres de mayo en Madrid.

    Deneme & Eleştiri ·

    Yiyin Efendiler Yiyin: İşçisin Sen İşçi Kal

    “Mecburum” yalanı ve “kendi kendini sömürme” tuzağı. Sartre ve Salgado üzerinden modern köleliğin anatomisi ve özgürleştiren yasal haklarımız (4857, 6331).