İçeriğe geç

Bütün yazılar

Varoluş ve Ruhsallık4 dk okuma

İçimdeki Hayvan: Doğa, Beden ve İlkel Benlik

Doğadan kopuşu ve içimizdeki ilkel benliği, Francis Bacon ve Ana Mendieta gibi sanatçılar üzerinden inceliyoruz. Beden, içgüdü ve sanatın vahşi yüzleşmesi.

Yazan: artcycle

Cueva de las Manos, MÖ 7300 ile MS 700 arası.
Cueva de las Manos, MÖ 7300 ile MS 700 arası.

İnsan doğayı ehlileştirdiğini sandı ama içindeki hayvanı asla susturamadı. Sanatta hayvan imgesi yalnızca doğayı temsil etmez; bastırılan arzuları, içgüdüleri, korkuları ve vahşiliği simgeler. Sanatçılar, içsel doğamıza, doğayla kurduğumuz çelişkili ilişkiye ve bedenin ilkel gücüne dair imgelerle sorular sorar. Bu paylaşımda, bedenin vahşi yönünü, doğayla kurulan gerilimli ilişkiyi ve içimizde bastırdığımız hayvanla yüzleşen eserleri birlikte inceliyoruz.


Ana Mendieta, Untitled (Silueta Series), 1973–1980.

Mendieta’nın bedenini toprağa gömdüğü bu eser dizisi, insanın doğaya dönüşünü ve kökleriyle yeniden bağ kurma arzusunu simgeler. Sanatçı, bedeni bir araç olarak kullanarak varoluşun en ilkel hâlini çağırır. İzleyiciyi doğa, ölüm ve aidiyet üzerine derin bir sorgulamaya davet eder.

Kiki Smith, Born, 2002.

Smith’in heykelinde doğum anı ile birlikte bir geyik figürü yer alır; doğa ve bedenin birleştiği ilkel bir anın temsilidir bu. Kadın bedeni, doğurganlık ve hayvanla olan sembolik bağ bu eserle birlikte bir mitosa dönüşür. İçgüdüsel olanın gücünü ve kırılganlığını aynı anda hissettirir.

Şükran Moral, Bordello, 1997.

Moral, performansında insan bedenini ve vahşeti doğrudan yüzümüze çarpar. Bir genelevde geçen performans, cinsellik, tahakküm ve bedenin metalaşması gibi konuları içgüdüsel düzeyde sorgular. Bedenin toplumsal ve hayvansı yanları arasındaki sınırları görünür kılar.

Francis Bacon, Study of a Dog, 1952.

Bacon’un bu çalışmasında, köpeğin yalnızlığı ve varoluşsal acısı resmedilir. Hayvan burada bir metafor değil, doğrudan insanın içsel çöküşünü yansıtan bir aynadır. Sanatçının fırçası içsel dehşeti hayvani imgelerle ortaya serer.

Marc Chagall, I and the Village, 1911.

Chagall’ın bu ikonik eseri, doğa, hayvanlar ve insan arasında rüya gibi bir bağ kurar. İçimizdeki saf ve sezgisel dünyayı pastoral ve mistik imgelerle ifade eder. Köylü yaşamı ve hayvan sevgisi üzerinden, içsel uyumu yeniden düşünmeye çağırır.

Hale Tenger – We didn’t go outside; we were always on the outside/We didn’t go inside; we were always on the inside, 1995

Hale Tenger, We didn’t go outside; we were always on the outside / We didn’t go inside; we were always on the inside, 1995.

Bu enstalasyon doğa sesleri, hayvan figürleri ve organik materyallerle bir içsel manzara yaratır. İnsanın doğaya yabancılaşması ve hayvani yönlerini bastırması üzerine çok katmanlı bir anlatıdır. Tenger’in işi, dış dünya ile iç benlik arasındaki geçiş alanlarına odaklanır.

Berlinde De Bruyckere, Into One-Another, 2010.

Sanatçının balmumu heykelleri, insan ve hayvan formları arasında eriyip giden bedenlerle doludur. Yaralı, parçalanmış bedenler aracılığıyla kırılganlık ve hayvani dayanıklılık bir araya getirilir. Doğal olanın içsel şiddetiyle yüzleşmeyi sağlar. Doğadan kopmak istedikçe içimizdeki hayvan daha da yüksek sesle bağırır. Sanat, bu içsel çığlığı görünür kılar: içgüdüler, arzular, korkular ve vahşi benliğimiz… Doğayla barışmanın yolu, belki de içimizdeki hayvanla tanışmaktan geçiyor.

Peki sen doğayla bağını nasıl hissediyorsun?


Bülten · Ücretsiz, hesap gerekmez

Yeni yazılar e-postanızda

Jurnal’e yeni yazı eklendiğinde haber veririz. Öteki konuları da seçebilirsiniz.

Konular
Konular

Kişisel verilerinizin nasıl işlendiği aydınlatma metninde.

İlgili yazılar