Gök kubbe çatlıyor, deniz çekiliyor, toprak susuyor…
Bu dünya geri gelmeyecek. Sanatçılar, doğayla kurduğumuz bağın kopuşuna tanıklık ederken, kayıplarımızın yasını tutuyor. Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı geç onaylaması ve sonrasında atılan sınırlı adımlar, bu yasın derinliğini artırıyor. Her bir eser, sadece çevresel felaketleri değil, yitirdiğimiz canlılığı, sesleri ve renkleri de anımsatıyor; çünkü ekolojik yıkım, aynı zamanda ruhsal bir yıkımdır.
Refik Anadol – Glacier Dreams (2023)

Anadol, yapay zeka kullanarak dünya genelindeki buzulların eriyişini gösteren büyük ölçekli projeksiyonlar oluşturuyor. Basel’deki Theater Basel’in cephesine yansıtılan bu eser, izleyicilere buzulların yok oluşunu görsel bir şölenle sunuyor. Sanatçı, teknolojiyi kullanarak doğanın çığlığını dijital bir dile tercüme ediyor.
Olafur Eliasson – Ice Watch (2014)

Sanatçı, Grönland’dan kopan buz kütlelerini şehir meydanlarına taşıyarak erimenin sessizliğini görünür kılar. Buzun çözülüşü, insanın zamanla olan savaşına dair fiziksel bir metafora dönüşür. Eser, doğanın acısını elle tutulur hâle getirir. Agnes Denesencini anlatır. Eser, ekolojik duyarsızlığa karşı bir hafıza alanı açar. Tarla, üretimin değil tüketimin merkezi olan kentle bir yüzleşmeye dönüşür.
Nils-Udo – Nest (1978)

Doğal malzemelerle yaptığı dev kuş yuvası, doğanın korunması gereken bir beşik olduğunu simgeler. Eser, kırılganlığın içindeki potansiyeli hatırlatır. Sanat, burada sessiz bir koruma ritüeline dönüşür.
Pınar Yoldaş – Ecosystem of Excess (2014)

Yoldaş, okyanuslarda biriken plastik atıklardan geleceğin post-human canlılarını kurgular. Eser, doğanın tahribatını bilimkurgu estetiğiyle eleştirir. Ekosistem, fazlalıkların içinde evrim geçirir.
Zineb Sedira – Floating Coffins (2009)

Cezayir kıyılarında terk edilmiş gemi enkazlarını belgeleyen Sedira, denizin mezarlığa dönüşmesini gözler önüne serer. Endüstriyel atıkların doğadaki izleri, ekonomik sömürünün sessiz tanıklarıdır. Sanatçı, belleği pasla örter.
Ekolojik yas, sadece ağaçların, hayvanların ya da buzulların kaybı değildir; bir gelecek ihtimalinin yitimidir. Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki gecikmeleri her yıl artan yangınlar bu yası daha da derinleştiriyor. Sanat, bu yasın sessiz ağıdını tutar, bize gördüğümüz hâlde sustuğumuz kayıpları yeniden hatırlatır.




